19/4/2008

Normal doğum yaptıran doktora ödül

h1

Normal doğum yaptıran doktora ödül
Tıbbî zorunluluk olmamasına rağmen sezaryenle doğum sayısının Avrupa ülkelerini ikiye katlaması üzerine doktora ödenen performans maaşlarında değişiklik yapıldı

Doktorların olur olmaz hallerde sezaryen istemesini engellemek amacıyla sezaryen ücretleri aşağıya çekildi. Normal doğum yaptıran hekime verilen performans maaşı ise yükseltildi. Hastanelere ödenen doğum paket fiyatlarında da normal doğum lehine bir düzenlemeye gitme kararı alındı. Buna göre sigortalı bir anne adayının sezaryen masrafı için hastaneye 742 YTL ödeyen devlet, bu rakamı aşağıya çekecek. Normal doğuma verilen 277 YTL ise artırılacak. Yeni düzenlemeye göre normal doğum yaptıran doktora 180 puan verilirken, sezaryene 157 puan verilecek. Bu da hekim maaşlarında normal doğum yaptıranların yüzde 50 daha fazla para almasını sağlayacak. Hekimler ister istemez tıbbî zorunluluk dışında sezaryen yerine anne ve bebek için daha sağlıklı olan normal doğumu tercih edecek.

Türkiye'de geçen yıl dünyaya gelen 1 milyon 300 bin bebekten 500 bininin sezaryenle doğması, bakanlığı daha etkili önlemler almaya itti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, kabul edilebilir sezaryen oranları yüzde 5-15 arasındayken, Türkiye'de doğumların yüzde 41'i sezaryenle oluyor. Bu oran 4 yıl önce yüzde 21,2'lerdeydi. Bu hızlı artışta anne adaylarının sancısız olduğu için sezaryeni seçmesinin yanı sıra kamu ve özel hastanelerin, kolay ve ücreti yüksek olduğu için doğumların büyük bölümünü sezaryenle yaptırmasının payı var. Bakanlık, bu tablonun tersine dönmesi için ücret zorlamasıyla normal doğumu teşvik edecek. Antalya'da 9-13 Nisan arasında düzenlenen '2. Ulusal Sağlık Kurultayı'nda da masaya yatırılan 'sezaryene devlet kontrolü', Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ın talimatıyla Sosyal Güvenlik Kurumu'na taşındı. Yeni düzenlemeye göre normal doğum yaptıran hekim yüzde 50 daha fazla para alacak ve hastanelere ödenen normal doğum parası artırılacak.

Sezaryen 'moda' haline geldi

Her yıl 26 bin doğumun yaşandığı Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Leyla Mollamahmutoğlu, sezaryenin adeta 'moda' haline geldiğini söylüyor. Bakanlığın düzenlemesinin sezaryen sayısını azaltacağını belirten Mollamahmutoğlu, düşük ücret uygulamasının ilk doğumları kapsamasının doğru olacağını bildiriyor. Sezaryenin anne vücudu için büyük riskler taşıdığını ve normal doğumun yerini tutamayacağını vurgulayan Mollamahmutoğlu, zorunluluklar dışında ameliyatın tercih edilmemesini öneriyor. Bütün azaltma çabalarına rağmen geçen yıl hastanesinde yaşanan 26 bin doğumun yüzde 41'inin sezaryenle olduğunu kaydeden Mollamahmutoğlu, anne adaylarına şu uyarıyı yapıyor: "Sezaryende anneye verilen anestezinin ciddi sıkıntıları var. Ameliyat olduğu için hastanın kanaması oluyor. Kesilen yerde enfeksiyon riskleri yaşanıyor. Annenin ayağa kalkması normal doğuma göre daha geç oluyor ve bebeği emzirmesi gecikiyor."

Özel Sema Hastanesi Medikal Direktörü Hamdi Tutkun ise hastanelerindeki doğumların yüzde 60'ının normal, yüzde 40'ının ise sezaryenle yapıldığını belirtiyor. Sezaryen oranlarını düşürmek için birim oluşturduklarını anlatan Tutkun, "Yine de anne adayları sancı gelince hemen sezaryeni tercih ediyor." diyor.

Sezaryen, şehirlerde tercih ediliyor

Türkiye'de en fazla doğum, nüfusun yoğun olduğu İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa'da yaşanıyor. Bu illerdeki büyük hastanelerden alınan rakamlar sezaryenin normal doğuma göre daha fazla tercih edildiğini gösteriyor. Bursa Zübeyde Hanım Doğumevi'nde bu yılın ilk 3 ayında yapılan doğumların bin 521'i sezaryenle olurken, bin 106 bebek normal doğum yöntemiyle gözlerini dünyaya açtı. Ankara'nın büyük kadın doğum hastanelerinden Etlik Doğum Hastanesi'nde de 2 bin 351 doğum, normal yollardan gerçekleştirilirken, bin 229 bebek ise sezaryenle doğdu. Sezaryen doğumun bölgelere göre oransal dağılımı ise şöyle: Batı Marmara 39,7. Batı Anadolu 30,7. Güney Anadolu 20,7. Orta Anadolu 20,9. Kuzey Anadolu 31,1. Doğu Anadolu 8,7. G.doğu Anadolu 9,0.

19/4/2008

Polen mevsiminde alerjiye dikkat

h1

Polen mevsiminde alerjiye dikkat
Şu günlerde 'Polen alerjilerine bağlı astım ve alerjik nezle hastalıklarında artış gözleniyor

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Alerji ve Astım Ünitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Kalaycı, Nisan-Haziran ayları arasında çayır polenlerinin etkili olduğunu belirterek, ''Polen alerjilerinde burun, akciğer ve deride rahatsızlıklar ortaya çıkar. Deride daha az şikayete neden olan polen alerjileri, çoğunlukla burun ve akciğeri etkiler'' dedi.

Kalaycı yaptığı açıklamada, ''polen'' adı verilen çiçek tozlarının özellikle bahar aylarında alerjik şikayetlere neden olduğunu söyledi.

Erken bahar döneminde ortaya çıkıp kısa ömürlü olan ağaç polenle mart ayında, bahçelere ekilen kısa çimlerden kaynaklanan çayır polenlerinin Nisan-Haziran ayları arasında, ot polenlerinin ise Eylül ve Ekim aylarında etkili olduğunu anlatan Kalaycı, Türkiye'de ve diğer Avrupa ülkelerinde en yaygın şikayetlere çayır polenlerinin yol açtığını belirtti.

Kalaycı, ''Polen alerjilerinde burun, akciğer ve deride rahatsızlıklar ortaya çıkar. Deride daha az şikayete neden olan polen alerjileri, çoğunlukla burun ve akciğeri etkiler'' şeklinde konuştu.Etkilenmenin burunda olması halinde ''alerjik nezle'', akciğerde olması halinde ise ''alerjik astım'' rahatsızlığının ortaya çıktığını belirten Kalaycı, ''Yeni yaklaşımlara göre burun ve akciğeri tek bir hava yolu olarak değerlendiriyoruz. Çünkü astımlı hastaların yüzde 80'inden fazlasında alerjik nezle vardır. Alerjik nezlesi olanların ise yüzde 20-40'ında astım vardır'' dedi.

ALERJİK NEZLE VE ASTIMIN BELİRTİLERİ

Kalaycı, alerjik nezlenin burun akıntısı, hapşırma, burunda kaşıntı ve tıkanıklık; astımın ise tekrarlayan öksürük, hırıltı, nefes darlığı ve atakları, göğüsten ıslık sesi gelmesi, koşma, ağlama ve gülmekle ortaya çıkan veya gece uyandıran öksürük gibi belirtileri olduğunu belirterek, polenlerden korunmanın mümkün olmadığını ancak, buna karşı çeşitli önlemler alınabileceğini bildirdi.

Polen alerjisi olanlara ''polenlerin yüksek olduğu mevsimlerde daha ziyade kapalı ortamlarda vakit geçirmeleri, evlerini daha az havalandırmaları, bunun yerine klima kullanmaları ve araç klimalarına polenleri süzen filtre taktırmaları'' önerilerinde bulunan Kalaycı, şunlara dikkati çekti:

''Polen alerjilerine bağlı astım ve alerjik nezle hastasının temel tedavisi ilaç tedavisidir. Bunun için de hem polen mevsiminde yakınmaların ortaya çıkmasını önleyici koruyucu hem de yakınmaları ortadan kaldıran kurtarıcı ilaçlar kullanılır. Hastaların bir çoğunda polen mevsimi boyunca tedavi almak yeterlidir. Ancak, bazı hastaların önemli bölümünde polen mevsimi dışında da, özellikle gribal enfeksiyonlarla alevlenen yakınmalar olabileceği akılda tutulmalıdır.''Kalaycı, ülkede alerjik nezlenin görülme sıklığının yüzde 5-8, astımın görülme sıklığının ise yüzde 4-5 arasında olduğunu kaydetti.

POLEN AŞISINA DİKKAT

Polen alerjisine bağlı astım ve alerjik nezleye karşı polen aşısının da bir tedavi yöntemi olarak uygulanabileceğini ifade eden Kalaycı, ''Ancak, aşı yalnızca ve yalnızca uygun ilaç tedavisine rağmen kontrol altına alınamayan hastalarda düşünülmeli, kullanılıp kullanılamayacağına da alerji uzmanları karar vermelidir'' uyarısını dile getirdi.

''ÇOCUKLARDA UYANIK OLMALI''

Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım gelişme riski bulunduğunu, bu nedenle ailelerin bu konuda uyanık olması gerektiğini ifade eden Kalaycı, alerjik nezlenin uygun şekilde tedavi edilmesi halinde astım gelişme riskinin azaltılabileceğini vurguladı.

AA

25/1/2008

Elektrikli Balıkların Sırrı

h1

Canlı varlıkların elektrik ürettikleri uzun zamandan beri bilinmektedir. En kuvvetli gerilimi sağlayan organlar kaslar ve sinirlerdir. Bütün kas lifleri elektrik yükü içerirler. Kalp kasının çıkardığı gerilimin incelenmesine "elektrokardiyografi' denilir ve bu bilim dalının gelişmesiyle kalp hastalıklarının teşhis ve tedavisi kolaylaşmıştır.

Sinir merkezleri de elektrik akımı doğururlar. Hatta deride, salgı bezlerinde, gözün ağ tabakası gibi duyu organlarında elektrik akımı oluştuğu ortaya konulmuştur. Hücrelerde de elektrik akımının varlığı tespit edilmiştir. Canlılarda elektrik olayını inceleyen bilime 'elektrobiyoloji', canlı organların elektrik üretmelerini inceleyen bilim dalma da 'elektrobiyogenez' deniliyor.

Çeşitli hayvanlar, elektrikli veya ışıklı organlarla donanmışlardır. Bunlar savunmada, yön bulmada hatta bazı cinsler arası yakınlaşmalarda rol oynarlar. Elektrikli hayvanların hepsi balıklar arasındadır.

Bazısı denizde bazısı tatlı sularda yaşayan yüzlerce tür elektrikli balık vardır. Elektrik akımı kas ve sinir dokularından oluşmuş özel organlarında üretilir. Bu elektrik akımı çoğu kez bir iğne batması kadar zayıftır. Bazı türler ise insanı bile sersemletecek kadar güçlü bir elektrik akımı üretirler. Bu gerçek anlamda bir elektrik boşalmasıdır, yarattığı etki de gerçek bir elektrik çarpmasıdır.

Elektrik balıklarının en tanınmış üyeleri torpil balığı ve elektrikli yılan balığıdır. Gerçek yılan balıklarıyla hiçbir ilgisi olmayan ve bir tatlı su balığı türü olan elektrikli yılan balığının 2,5 metreye varan boyunun, beşte dördü, özellikle kuyruk bölümü elektrik organlarıyla kaplıdır. Bir seferde 500-600 volt akım boşaltarak büyük hayvanları bile felce uğratabilirler.

Elektrikli balıklarda, baştan kuyruğa kadar uzanan elektrik organları, pillerdeki parçalar gibi birbirlerine yapışık, disk şeklinde bölünmüş küçük sütuncuklardan meydana gelir. Sinir sisteminin etkisiyle bu sütuncukları oluşturan yüzlerce diskin alt yüzeylerinde pozitif elektrik, öteki yüzeylerinde negatif elektrik oluşur.

Böylece disk kümesi tam bir pil haline gelir. Bu canlı pil beyinden gelen sinirlere bağlıdır. Balık kendini tehdit eden düşmana bîr elektrik deşarjı yapar, bu sayede düşmanını felç eder.

Elektrikli balıkların vücutlarındaki elektrik boşalması sürekli değildir. Biriken elektriği boşalttıktan sonra yeniden elektrik üretip depolayabilmeleri için aradan bir süre geçmesi gerekir. Elektrikli balıkların çarpmaları şiddetli ağrı yapar hatta insanı devirebilir ama hiçbir zaman öldürücü değillerdir.